İş dünyasının Silivri zirvesi
Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu’nun (TÜRKONFED) 13. Girişim ve İş Dünyası Zirvesi ile TÜRKONFED’in 5. Kuruluş Yıldönümüne ev sahipliği yapan Silivri Sanayici ve İşadamları Derneği (SİAD), ülke ekonomisine damgasını vuran iş dünyasını bir araya getirdi.
“KOBİ’lerde Finansmana Erişim” temalı zirvede, Türkiye’nin genel ekonomik ve siyasi durumunu değerlendirdi. Zirve saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile start verdi.
SİAD Başkanı Kadir Baran ve Yönetim Kurulu arkadaşlarının ev sahipliği yaptığı programda Silivri İlçe Kaymakamı A.Mesut Demirkol, İlçe Belediye Başkanı Özcan Işıklar, MAKSİFED Başkanı Serhas BEkişoğlu, TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, TÜRKONFED Başkanı Celal Beysel, çok sayıda işadamı, Belediye Başkan Yardımcısı Elif Uzun, İl Genel ve Belediye Meclis üyeleri de hazır bulundular.
AÇILIŞ KONUŞMASINI BARAN YAPTI
Silivri SİAD Başkanı Kadir Baran zirvede yaptığı açılış konuşmasında Silivri’yi ve SİAD’ı tanıtırken şunları söyledi: “Silivri-SİAD'ın ev sahipliğini yaptığı 13. Girişim ve İş Dünyası Zirve Toplantısı’na teşriflerinizden dolayı, sizlere yönetim kurulumuz ve üyelerimiz adına hoş geldiniz der, hepinizi sevgi ve saygı ile selamlarım.
Türk girişim ve iş dünyasının böyle önemli bir toplantısına ev sahipliği yapmamızdan dolayı Silivri-SİAD olarak gurur duyuyoruz. Ev sahipliği görevini bize güvenerek vermelerinden dolayı, başta TÜRKONFED Başkanı Celal Beysel olmak üzere, TÜRKONFED Yönetim Kurulu Üyelerine Silivri-SİAD olarak en içten duygularımızla teşekkür ediyoruz.
Ev sahipliğimizi kusursuz yapabilmemiz için, her türlü maddi ve manevi desteklerini esirgemeyen Kaymakamımız Demirkol'a, Belediye Başkanımız Işıklar'a huzurlarınızda destekleri için teşekkür ediyoruz.
Zirve toplantısı süresinde siz misafirlerimize karşı kusurumuz olursa, hoş görünüze sığınarak bizleri affetmenizi diliyoruz.
Silivri, İstanbul il merkezinin 65 km Batısı’nda, Marmara Denizi kıyısında kurulmuş bir ilçemizdir. 45 km uzunluğundaki sahil şeridine paralel, nerdeyse kesintisiz devam eden kıyı yerleşim bölgeleri oluşmuş, iç bölgelerdeki tarım arazileri ve diğer yerleşim bölgeleriyle birlikte 860 km2 yüz ölçüme sahip, ilçe hudutları içinde yazın 300.000'i, kışın 130.000'i aşkın nüfus yaşamaktadır.
Ulaşım olanakları açısından, Silivri önemli karayollarının üzerinde bulunmanın yanında, Türkiye’nin en büyük sanayi ve ticaret merkezlerinin girişinde olmanın avantajına sahiptir. Silivri Türkiye’de karayolu, demiryolu, denizyolu ve havayolu altyapısından yararlanabilecek ulaşım ağına sahip, ender merkezlerden birisi konumundadır.
Gelişmiş bir Silivri daha müreffeh ve güçlü bir Türkiye bireysel, kurumsal, toplumsal gelişim ve girişimle sağlanabilir.
Bu düşünceyle kurulan Silivri-SİAD’ın geçmişi 1970’li yıllara kadar gider. O zamanlar bölgede faaliyet gösteren altı fabrikanın ( Sarten-Özyem Özün -Keçe Sanayi- Volkan Toprak Sanayi-Varnalı Yağ Un Yem ) yetkilileri bir araya gelerek, güç birliği ve dayanışma ile ilçemizde henüz oluşmaya başlayan, sanayileşmenin sorunlarına çözüm bulmak için, Silivri Sanayiciler Birliği'ni oluşturdular.
Bu birlik 1994 yılına kadar faaliyet ve çalışmalarını düzenli ve aktif bir şekilde sürdürerek, bölge sanayisinin gelişmesine önemli katkılar sağlamıştır.
1994 yılında Birliği oluşturan sanayiciler yeni bir oluşum ve yapılanma arayışına girerek, 8 sanayici ve 12 iş adamının katılımıyla ( Silivri Sanayici Ve İşadamları) derneğini kısa ve yaygın adıyla Silivri-SİAD’ı kurdular. O günden bu yana faaliyetlerini sürdüren Silivri-SİAD günümüzde, Silivri ilçesinin hudutları içindeki sanayi ve işadamlarını bünyesinde toplayarak; yaptığı ve gerçekleştirdiği çalışma ve faaliyetleri ile onları temsil eden güçlü bir sivil toplum örgütü durumuna gelmiştir.
Silivri-SİAD ilçemizin, kalkınmasına ve gelişmesine sanayicisi ve işadamları ile öncülük etmeyi, bölgemiz insanının ve bulunduğu yörenin sanayi, ekonomik, sosyal ve kentsel gelişmesine katkıda bulunmayı, bölgenin sorunlarını sahiplenmeyi, bu sorunlara çözüm yolları üretmeyi amaç edinmiştir.
Silivri-SİAD bir sivil toplum örgütü olarak, ülkede ve bölgede yaşanan sorunları, kesinlikle bir siyasi görüşe yaslamaksızın, Atatürk ilkelerinin, demokrasinin ve liberal ekonominin olmazsa, olmazları çerçevesinde değerlendirerek, gereken çalışma ve etkinlikleri sürdürmektedir.
Bölge sanayi kuruluşlarının sesi ve temsilcisi olan Silivri-SİAD, kurumsallaşan yapısı, diğer SİAD'larla, güç ve işbirliği içinde, üyelerine devamlı hizmet ve destek veren en önemli adreslerden biri niteliğindedir.
Bu noktaya gelmemizde, şüphesiz, faaliyet ve çalışmalarımızın tamamına gönülden destek veren, yönetim ve Onursal kurul üyelerimizin önemli katkıları olmuştur. Kendilerine huzurlarınızda teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Silivri ilçe sınırları içinde 9 ( dokuz) ayrı sanayi bölgesi bulunmakta, ayrıca ilave 5 ( beş) köy yerleşim alanında da sanayi kuruluşları yoğunlaşması vardır. Buralarda, faal 280’e aşkın, sanayi kuruluşu mevcut olup, ayrıca bazı sanayi bölgelerinde de bir çok fabrika kuruluş aşamasındadır.
İlçemizin kalkınmasında, bölge ekonomisinin gelişmesinde rol oynayan, istihdam yaratarak ( bu işletmelerde yaklaşık 15.000 kişi çalışmaktadır.) Bölgemiz insanına iş ve gelir olanağı sağlayan bu kuruluşları, ilçemizin gelişmesi yaşam seviyesinin yükselmesi açısından çok önemli görmekteyiz.
Sanayi kuruluşlarımızın, dünyamızın hızla değişen ve gelişen, teknolojik, ekonomik ve sosyal koşulları karşısında, acımasız bir rekabet ortamında sağlıklı bir şekilde üretim faaliyetlerini sürdürebilmeleri iç ve dış pazarlarda eşit koşullarda rekabet edebilmeleri ancak önlerindeki engellerin kaldırılmasına, mevcut sorunlarının öncelikle giderilmesine bağlıdır.
SİLİVRİLİ SANAYİCİLERİN EN BÜYÜK SORUNU
Bugün için ilçemizdeki mevcut sanayi kuruluşlarımızın en büyük sorunu İ.B.B'nce onaylanan 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı'dır. Düşünebiliyor musunuz, bîr sabah kalkıyor fabrikanıza geliyorsunuz, yıllardır emek verdiğiniz, gözünüz gibi sakındığınız, fabrikanızın yeşil alan olduğunu ve ortasından bir yol geçtiğini, yok farz edildiğini görüyorsunuz. Ne yaparsınız bu durumda!?
Bir sanayici; devletine, belediyesine güvenemezse, kime güvenecektir!? Elinde tapusu, yapı ruhsatı, işletme ruhsatı var. Tüm belgeleri mevcut, fakat sizi göçe zorluyorlar. Buradan git diyorlar. Biz trakya'lılar göçün ne demek olduğunu çok iyi biliriz. Bunun acılarını da çok yaşadık. Biz bölgemiz sanayicileri olarak, yeni bir göç yaşamak istemiyoruz. Siyasiler, seçilmiş yöneticiler bölge sanayicilerini rant hesaplarına feda etmesinler, bizleri rahat bıraksınlar. Yerimizden, yurdumuzdan sürmesinler, göçe zorlamasınlar. Bölgemizdeki sanayi, yeniden yapılanma sürecinde, üvey evlat muamelesi görmesin. Sanayimize haksızlık edilmesin. Sanayi, sorunların kaynağı günah keçisi gibi görülmemeli. Sanayi bölgeden gidince, her şeyin yoluna gireceğine dair bir yaklaşım, bizce büyük bir yanılgıdır.
21. y.y.'a damgasını vuran küreselleşme, eskiden gelen alışkanlıklarımızı tarihe gömmektedir. Yaşanan değişim dalgalarına karşı uyum sağlamak, işletmelerin geleceği için çok önemlidir.
Bu süreçte KOBİ olarak isimlendirdiğimiz, küçük ve orta boy işletmelerin teknoloji ile birlikte yeni yetkinlikler ve beceriler kazanarak verimliliklerini arttırmaları, dünyadaki diğer KOBİ’ler ile rekabet edebilecek duruma gelmeleri zorunludur.
Bugün dünyadaki firmaların %90'ından fazlası KOBİ olup ülkemizde ise bu o aran % 96'ya ulaşmaktadır. İstihdamın çok büyük bir kısmı, SSK ve vergi gibi yükümlülüklerin büyük bîr bölümü KOBİ’ler tarafından yaratılmakta olup, bu işletmeler ülkemiz ekonomisinin itici gücü ve candamarıdırlar.
KOBİ olarak nitelediğimiz işletmelerimiz geçmişte ve bugün ekonomik, büyümemizin nasıl ki sürükleyici faktörleri oldularsa, gelecekte de ülke ekonomisinin gelişmesinde, küresel ekonomiye entegre olmamızda önemli rol oynayacaklardır.
Bugün içte ve dışta son derece önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. 70’li yılların ideolojik çalışmaları, 80’li yılların enflasyonu, 90’lı yılların ekonomik krizleri, 2000’li yılların toplumsal gerginliklerini yaşıyoruz.
Biz sanayici ve işadamları olarak son günlerde, ülkemizdeki gelişmeleri endişeyle izlemekteyiz.
Bu dönemde hepimize düşen görev toplumsal ve siyasal mutabakat içinde demokrasimizi çağdaşlaştırma, hukukumuzu demokratikleştirme kuvvetler ayrımına dayalı, laik demokratik, çağdaş bir hukuk devleti anlayışını geliştirmektir.
Şimdi; ülkemiz sorunlarını sağduyu ile çözerek, ekonomiyi siyasetin ve toplumsal yaşamın odağına koyma ve elbirliği ile gelişme refah ve huzur içinde çalışıp üretme zamanıdır.
Bu ifademiz, iktidar, muhalefet, medya, sivil toplum kuruluşları, tüm bürokratik ve siyasi odaklar ve toplumsal kesimler için geçerlidir.
Siyasîler ve toplumun tüm kesimleri ülkemizin geleceğine odaklanmalı, sağ duyu ile hareket etmeli, her konudaki gerilimi demokratik, olgun bîr dîyalog ve mutabakat île aşmaya çalışmalıdır.
Aksi takdirde; tarih hatalı davranan taraflardan, kurumlardan hiç birini affetmeyecektir.
Biz Silivri-SİAD olarak 13. Girişim ve Îş Dünyası Zirvesi'nin Türk sanayicisine ve iş adamına hayırlı olmasını diler katılımınız için teşekkür eder, hepînizî tekrar sevgi ve saygı ile selamlarız.”
IŞIKLAR: TOPLUM İLE BİRLİKTE YEREL YÖNETİM DE DEĞİŞMEKTE
Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar, zirvede yaptığı konuşmada yerellik ve yönetişime değinerek şunları söyledi: “Yerellik ve yönetişim günümüzün modern yönetim, anlayışıyla ortaya çıkan en önemli kavramlardır.
Yerel yönetimlerin giderek genişleyen sorumluluk alanlarındaki sorunlara toplumların ve kentlerin ihtiyaçları çerçevesinde cevap verebilmeleri için yönetim anlayışı da değişmekte.
Yerel yönetimin biçimi kadar ilgilendiği konular da değişmektedir. Belediyeler daha çok alt yapı ve üst yapı ile ilgilenen yönetimler olarak algılanmakta ve uygulanmaktayken günümüzde artık bölgesel ve yerel kalkınma gibi ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan çok boyutlu projelerde de rol sahibi olmaya başlamıştır. Artık pek çok alanda yerel yönetimler; yatırım çekmek ve kamu kaynaklarını artırmak için işbirliklerini geliştirme rolünü üstlenmeye başlamıştır. Değişimin sonucu olarak, pek çok ülkede çok ortaklı işbirliklerini barındıran (özel sektör birimleri, gönüllü gruplar, çeşitli toplum grupları, kamu kuruluşları v.b) yerel yönetişim yapısı ortaya çıkmıştır. Bölgesel ve yerel kalkınmada belediyelerin artan rolünü yerellik ve yönetişim kavramları ile ilişkilendirmek doğru olacak. Bölgesel ve yerel kalkınma politikalarında rekabetçi üstünlük, yerel bilgi, ağyapılar (network) ile kurumsal diyalogların inşası gibi bir takım kavramlar ön plana çıkmaktadır. Bu nedenle yeni bölgesel politika araçları, sadece firmalar arasında değil, aynı zamanda firmalar ile yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları (STK) ve diğer bölgesel kuruluşlar arasındaki ilişki-ağyapı-inovasyon üçgenindeki işbirliği ile şekillenmektedir.
SİLİVRİ'NİN ÇAĞDAŞ VİZYONU
1/100 000 Ölçekli İstanbul Metropoliten Alan Nazım İmar Planı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 13.02.2009 tarih 103 karar numarası ile onaylanmıştır. 1/100 000 Ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı'nda, Silivri merkezinin kentin Batı Bölgesi’ne hizmet edecek yeni bir merkez olarak geliştirilmesi planlanmakta.
Yeni planla birlikte Silivri'nin yeni rolü artık alt kademe bir merkez değil birinci derece bir merkezdir. Gelişme alanlarının büyüklüğü, yapılaşmamış boş arazilerin çokluğu, kuşkusuz Silivri'nin önemli potansiyelleridir. Silivri bu potansiyeller ile mevcutta yapılaşmasını büyük ölçüde tamamlamış ilçelere göre daha büyük avantajlara sahiptir. Büyük arazi kullanımları gerektiren stratejik fonksiyonlar Silivri'de yer seçecektir. Nitekim Silivri için 1/100000 Ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı'nda verilen stratejik kimi fonksiyonlar, ilçenin çekim merkezi olma hedefini destekleyen, nüfus çekecek, istihdam yaratacak, büyük alan kullanımı gerektirecek fonksiyonlardır. Planda, İstanbul'da yeni gelişimin en yoğun yaşanacağı bölge olarak tarif edilen ve Ortaköy, Çanta, Değirmen-köy, Büyükçavuşlu, Selimpaşa, Kavaklı, Gümüşyaka ve Silivri merkez yerleşmelerini kapsayan alt bölgede nüfus 1.500.000 kişi olarak belirlenmiştir. Silivri merkezin nüfusu 350.000 olarak tahmin edilmekte. Silivri İlçesi sınırları içerisinde kalan Batı Gelişme Alanı Alt Bölgesi'nin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik kentsel fonksiyonların ve ticaret alanlarının yer alacağı Silivri alt kümesinde 2023 yılı için toplam 524.500 kişilik bir çalışan sayısı hedeflenmektedir. Silivri merkezde ise 230.000’i turizm, ticaret ve hizmet sektöründe olmak üzere toplam 250.000 kişinin istihdam edilmesi planlanmakta.
Planda Silivri'nin bilgi, iletişim ve teknoloji odaklı bir ekonomik yapıya sahip olması amaçlanmakta. Bu kapsamda Silivri'de Silikon Vadisi model alınarak büyük bir teknopark oluşturulması plan kararları ile uyumlu bir projedir.
Üst düzey merkez niteliğinde olacak bu merkezin, kentsel yapılanma içinde üniversite, teknoloji geliştirme bölgesi, fuar, kültür ve kongre merkezlerinin yanı sıra turizm alanlarıyla desteklenmesi ve bilgi ekonomilerinin yoğunlaşma alanının çekirdeğini oluşturması hedeflenmektedir. Bu yapı içerisinde kentte gelişmesi planlanan ekonomik faaliyetler arasında finans, ticaret, hizmet, sağlık, eğitim ve turizm sektörleri yer almaktadır. Planda bilgi teknolojilerinin ve Ar-Ge faaliyetlerinin gerçekleştirileceği, "ekonomi-teknoloji" dengesinin sağlandığı eğitim bilişim ve teknoloji geliştirme alanları (EBT), ileri teknoloji alanları (İTA) ve tarımsal üretim teknolojilerini geliştirme parkı (TTP) gibi alanlar oluşturulmuştur.
İleri Teknoloji Alanları (İTA), sanayi, araştırma kurumları, üniversiteler ve kamu sektörü arasında işbirliğini sağlayacak ortamı oluşturarak yenilikçi ve katma değeri yüksek, genel endüstri ve savunma sanayilerinin nitelikli üretim süreçlerine katkı sağlayacak, bilimsel bilgiden teknoloji üreterek, esnek üretim ve esnek otomasyon sistemlerinin, bilişim ve iletişim teknolojilerinin geliştirildiği ve üretildiği alan olarak hizmet verecek.
Tarımsal Üretim Teknolojilerini Geliştirme Parkı (TTP), tarımsal üretimde verimliliği artırmak ve tarımsal yatırımı teşvik etmek, ürün kalitesini ve standardını yükseltmek, modern tarım işletmelerinin kurulmasına öncülük etmek, ulusal ve uluslar arası seviyede rekabete dayalı büyük ölçekli tarımsal üretimi gerçekleştirmek, özendirmek ve yaygınlaştırmak için gerekli alt yapı sağlanması bağlamında, uygun ve karlı teknolojilerin geliştirileceği,
bilgi ve teknolojinin uygulanması konusunda tarım sektöründe çalışacaklara destek olunacağı ve aynı zamanda ekolojik tarımın gelişmesine yönelik çalışmaların yapılacağı tarımsal teknoparklardır.
Silivri'de gelişmesi planlanan bir diğer sektör turizm. Silivri'de 40 km'lik sahil bandı bu gelişmeyi destekleyecek önemli bir potansiyeldir. Ayrıca Gümüşyaka ve Parkköy turizmin gelişeceği iki önemli merkezdir.
ÇAĞDAŞ YEREL YÖNETİM, ÇAĞDAŞ PROJELER
Silivri Belediyesi yeni yerel yönetim anlayışı çerçevesinde ve Silivri İlçesi'nin yeni vizyonu ile örtüşen pek çok çağdaş projeyi hayata geçirmeyi hedeflemektedir. Bu kapsamda geliştirilen projeler Silivri Belediyesi Stratejik Planı'nda yer almakta.
YEREL YATIRIM AJANSI
2010 Yılı sonuna kadar yerel yatırım ajansı kurularak ilçenin kaybolmaya yüz tutan değerlerinin canlandırılmasının yanı sıra ekonomik değer ve istihdam yaratacak projelerin hayata geçirilmesi hedeflenmektedir.
Projenin Amacı, Yerel Yatırım Ajansı'nın yapacağı çalışmaların amaçlarından birisi istihdam yaratmaktır. Bunun için izlenebilecek yollar aşağıdaki gibi sıralanabilir:
Yeni girişimcilerin desteklenmesi (iş kuluçkaları v.b), Bölgeye yatırımcı çekilmesi, Var olan firmaların istihdamının artırılmasının desteklenmesi, Mesleki eğitim kursları ile işverenin talebine uygun işgücünün yetiştirilmesi.
Bir diğer amaç firmaların rekabet gücünü artıracak projeleri desteklemektir. Bu konuda desteklenebilecek projelerin amaçları şöyle sıralanabilir:
Maliyetleri düşürmek, Kaliteyi artırmak, Üründe, üretim sürecinde, organizasyonda veya pazarlama faaliyetlerinde yenilikçiliği desteklemek Ajansın amaçlarından birisi de bölgenin rekabet gücünü artırmaktadır. Silivri'nin rekabet gücünün artırılması için yapılabilecek çalışmalar, bunlarla sınırlı olmamakla beraber, aşağıdaki gibi sıralanabilir:
Silivri'nin tanıtılması, Silivri'nin potansiyellerinin ortaya çıkarılması ve kullanılması ve üst ölçek planlara paralel yatırımcıların bölgeye çekilmesi
İŞKUR ile Mesleki Eğitim Kursları, 2014 yılına kadar her yıl Milli Eğitim, Halk Eğitim, İSMEK ve diğer STK'larla işbirliği içinde 6 adet branşta meslek edindirme kursu açılacaktır.
Projenin amacı mevcut işgücü potansiyelini bölgedeki firmaların talebi doğrultusunda eğiterek istihdamın artırılması, aynı zamanda firmaların kalifiye işgücüne erişiminin sağlanarak üretim kalitesinin dolayısıyla bölgenin rekabet gücünün artırılmasıdır.
Teknokent Projesi kapsamında 2012 yılı sonuna kadar belediye-üniversite işbirliğiyle yeni istihdam alanları kazandırmak, teknolojik ar-ge faaliyetlerine kaynaklık etmek, sanayinin rekabet gücünü artırarak kenti ihracat üssü yapmak amacıyla Teknokent Projesi hayata geçirilecektir.
Bu proje ile Silivri'de teknokentlerin hayata geçirilmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda:
Kadir Has Üniversitesi'nin hayata geçireceği tekno-kentin şirketine belediye ortak olacaktır,
1/100000 Ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı'nda Silivri Bölgesi'nde planlanan Teknoloji Geliştirme Alanları'nda yeni teknokentler planlanabilecektir.
2012 Yılı sonuna Silikon Vadisi Projesi, çağrı merkezleri v.b yatırımlar teşvik edilerek hayata geçirilecektir. Bu projenin amacı bölgeye teknoloji ve bilişim sektörlerinde faaliyet gösterilen firmaların, ileri teknoloji kullanan firmaların, bu firmalara destek verecek enstitülerin, araştırma kurumlarının, üniversitelerin ve ar-ge merkezlerinin çekilmesi, bu yolla hem bölgenin rekabet gücünün artırılması, hem istihdam yaratılması hem de İstanbul 1/100000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı ana kararlarının hayata geçirilmesidir.”
DEMİRKOL: ZİRVENİN SİLİVRİ’DE YAPILMASI BİZİ MUTLU ETTİ
Ülke ekonomisine damgasını vuran işadamları dernek, federasyon, konfederasyon ve ekonomi uzmanlarını Silivri’de bir araya getiren TÜRKONFED 13. Girişim ve İş Dünyası Zirvesi’nde bir konuşma yapan İlçe Kaymakamı A.Mesut Demirkol, etkinliğin ilçemizde yapılmasından dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Kaymakam Demirkol, şöyle konuştu: Silivri’nin yöneticileri idarecileri olarak, iş dünyasının zirvesini yakından ilgilendiren toplantının ilçemizde yapılması bizleri son derece memnun etmiştir. Bu önemli toplantının ilçemizde düzenlenmiş olması, bizlerde inanılmaz olumlu etki yarattı. Olumlu etki, siz değerli işadamlarımıza teşekkür ve şükran duyguları ile geri dönecek. Takdir edersiniz ki, benden önce iki değerli başkanımız çok güzel konuşma hazırlamışlar. İlçemizi o kadar güzel ifade ettiler ki, fazla söze gerek kalmadı. Türk ekonomisine büyük katkıları olan, siz değerli işadamlarımızı, sanayicilerimizi ve girişimcilerimizi tanımaktan çok memnun olduğumuzu bir kez daha ifade etmek istiyorum. Sanayicilerimizi, yatırımcılarımızı, girişimcilerimizi, iş sahiplerini seviyoruz, sayıyoruz ve onların yanında olduğumuzu ifade etmek istiyoruz. Günümüzde Liberal Ekonominin çağdaş yönetim tarzının özel sektör ağırlıklı, yani girişimci, iş dünyası platformu ile dizayn edilebilecek bir yapılanmaya geldiği, dönüştüğü ve bunun altının artık çift çizgi ile çizildiğini hepimiz biliyoruz. Bunu destekleyen, özelleştirmeler, teşvikler gümrük muafiyetleri ve AB girişim süreci ve globalleşme küreselleşme gibi kavramlarla medeni ülkelerle, zengin ülkelerle ve çağdaş ülkelerle işbirliği yaparak halkımızın, vatandaşımızın refah düzeyini yükseltme gayreti içerisinde olmalıyız. Özellikle sosyal, kültürel gelişmelerle, bunu desteklemek, en önemlisi milli birlik ve bütünlüğümüzü sağlamak ve ileriye dönük olarak, millet, devlet olarak güvenle bakabilme ve hakkımız olan gelişmiş ülkeler seviyesindeki vatandaşlar gibi temel hak ve özgürlüklerimize de sahip olarak bu çizgiyi yakalayabilmektir. Bu yapılanmayı ve süreci geniş bir pota olarak düşünecek olursak, burada devlet büyüklerimize, iş dünyamıza, sanayicimize ve yatırımcımıza çok büyük görevler düşüyor. Bunun ötesinde bu süreci eleştirmek şöyle olsa idi böyle olsa idi demek yerine, yapıcı eleştirmelerin olmasını temenni ediyorum. Çünkü çok geniş bir açıdan, her şeyi layıkıyla görebilmek, algılıyabilmek, yorumluyabilmek ve sunabilmek çok iddialı bir kavram. Ama bir çoğumuz bunu yapmaya çalışıyoruz. Belki bu bir kaos yaratıyor. Basınımızı takip ediyoruz, görsel medyamızı izliyoruz. Bir çok kargaşayı, hep birlikte ruh sıkıntısı içerisinde zaman zaman gözlemliyoruz. Ve güncel olaylarla karamsar bir halde iken, güzel bir yatırım, girişim ve umut verici söylemlere, aldığımız haberlere ise memnuniyetle şahit oluyoruz.
Siz değerli katılımcılarla, bir iki tespitimi paylaşmak istiyorum. Şunu ifade etmeliyim ki, artık girişimcinin yatırımcının yürekten yanındayız. Başkanlarımız Silivri’yi güzel ifade ettiler. Silivri’miz umut vaat ediyor. Bakir bir alan görüyoruz, gerek tarımsal gerek sanayi gerekse turizm yönüyle. Planlı programlı bir sistem içerisinde devam etmemiz gerektiğine inanıyorum. Silivri’miz de tarım var, kültür var sanayi var, turizm ve ulaşım var. Önceliklerimizi ortaya koymamız gerekiyor. Anadolu’da çalıştığımda, belki 20 yıl, 15 yıl önceleri ifade ediyorum, çok mütevazı ilçelerde, organize sanayi bölgelerinin kuruluşunda yer aldım. Ama, Silivri ilçemizin bu kadar geniş ve kıymetli toprağı olmasına rağmen, planlamalarının ne kadar yanlış yapıldığını görüyoruz.
TÜSİAD Başkanımız hanımefendi ile paylaşmıştım, sanayici olarak, girişimci olarak önümüzü göremiyorsak, yarın imar güvencemiz yoksa, gümrük değerleri ile vergi ile teşviklerle alakalı önümüzü göremeyecek kadar kısa ufkumuz varsa, tabii bu ufuk bir dayatmadır, bir zorunluluktur bir olmasa olmazdır. Ama maalesef bunların her zaman olumlu olduğunu söyleyemiyoruz.
İlçemiz çok ciddi bir sel felaketi yaşadı. Bu vesile ile bir kez daha vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyorum. Devletimizin katkıları ile selzede vatandaşlarımıza bir miktar maddi yardım yapabildik. Bu yardım zararların telafisi anlamında değildi, sadece can suyu gibi, evine ekmeğini aşını götürebilecek düzeyde idi. Daha sonra Bakanımız Cemil Çiçek’in de katılımları ile yapılan toplantıda bu mağdur vatandaşlarımıza nasıl yardım yapabiliriz diye güzel fikirler , umutlu söylemler bizleri çok mutlu etmişti.100 milyar kredinin, sıfır faizli bankalarımız aracılığı ile verilebileceği ifade edildi. Bu kredi, KOSGEP desteği ile oluşacak ve sıfır faizli olması anlamlıydı. Fakat üzülerek ifade ediyorum, mağdur vatandaşımıza gerçek anlamda yardımcı olunamadı. Zira kredibilitesi yetersiz selzedelerimize kredi verilemedi. Selden dolayı banka borçlarını ödeyemeyen bazı kişilerin sicilleri bozulduğu için kredi alamadılar. Halbuki kredi destekleme fonu imkanlarının bu kişiler için seferber edilmesi gerekirdi. Banka müdürlerimiz bu konuda yardımcı olabilirler. Bu yardımları yapacağız diyen tüm yetkililerimizle görüşüyoruz. Mağdur vatandaşlarımızın desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle ekonomi iş dünyası zirvesinin ilçemize ve tabii ki ülkemize fayda getirmesini, hayırlı olmasını diliyorum. Tüm katılımcılarımıza değerli vakitlerini ayırdıklarından dolayı, SİAD Başkanımız Kadir Baran’a ve yönetim kurulu arkadaşlarına böylesine güzel ve önemli organizasyona ev sahipliği yaptıkları için teşekkür ediyorum” dedi.
BEKİŞOĞLU: SİYASİ ÇEKİŞMELERDEN EKONOMİYE GEREKLİ DUYARLILIK GÖSTERİLMİYOR
Maksifed Başkanı Serhas Bekişoğlu gecede yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Her yıl bu zirvede birbirinden değerli konuşmacılar Türk ekonomisinin temel taşları bize hitap ediyor. Toplantı aralarında fikirler paylaşılıyor, zirve sonrası hepimiz işimizin başına dönüyoruz. Televizyonlardaki ilk haberler ise siyasi arızalar. Ekonominin durumu belli. Ayrıca bütçe tartışmalarından hangi vatandaş ne anladı? Anlayacağınız siyasi kimlik önemli değil polemikte biz kendimizi ona uyduruyoruz. Siyasi çekişmelerden ekonomiye gerekli duyarlılık gösterilmiyor. Koskoca ekonomiler devriliyor, bizim ekonomi küçülüyor kimin umurunda?!
Hükümet gamsız, muhalefete hakaret eder, muhalefet sesini çıkarır, hükümet, ‘Otur yerine’ der. Tüm gerginlikler lokal, olay; tüfeğin ucundaki medyanın döndüre döndüre yayınlanmasını devam ettirmesidir.
“KİŞİSEL MENFAATLER SOSYAL MENFAATLERİN ÜZERİNDE TUTULUYOR”
Bakalım görmeyelim, duyalım anlamayalım, kapatınca unutalım. Bize yakışan muhalefet bu mudur? Bence hayır. Tabi ki bu olmamalı. Kişisel menfaatler sosyal menfaatlerin üzerinde tutuluyor. Bu şekilde toplumda bir arada yaşamanın imkânı kalmaz.
“YÖNETİME KATILALIM”
Bunu önlemek için yönetime yetkin katılacağız. Zirveler derneklerimiz açısından tecrübe ve faaliyetlerimiz için çok önemli fırsattır. Sivil toplum kuruluşlarının federasyonlar ve konfederasyonlar olarak tek çatı altında toplanmasının tek büyük avantajı bu. Bünyemizdeki herkesi çalışmaya davet ediyorum. Üretmeye yakışan bir Türkiye gününde hepinize saygılar sunuyorum.”
YALÇINDAĞ: EKONOMİDE KÜRESEL GÜÇ KAYMASINA TANIK OLDUĞUMUZ DÖNEMDEYİZ
TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, yaptığı konuşmada şunları söyledi: “İş dünyası açısından ciddi güçlüklerle dolu, ekonomide hepimizi belirli şekillerde zorlayan bir küçülmeyi yaşadığımız 2009’u geride bırakıyoruz. Gerçekten de dünya ekonomisinde köklü değişimlerin yaşandığı, ekonomide küresel ölçekte bir güç kaymasına tanık olduğumuz bir dönemdeyiz.
Potansiyeli yüksek tüm orta büyüklükteki ülkeler gibi bizim de kendimizi bu yeni ve henüz haritası belirlenmemiş geleceğe hazırlamamız gerekiyor. Görebildiğimiz kadarıyla küresel krizin temel çıkış noktalarına yönelik küresel boyutta bir açılım henüz yok. 2009 yangının yayılmasının önlendiği yıl oldu. Ancak yangının hasarının nasıl giderileceği, enkazın nasıl temizleneceği yeni yapının nasıl çatılacağı henüz belirsiz.
Yeni bir kriz dalgası ile karşılaşıp karşılaşmayacağımızdan da emin değiliz. Sanayileşmiş ülkelere baktığımızda bundan sonrası için ortaya koydukları belirgin bir program gözükmüyor. Tüm başarılarına rağmen yükselen ekonomilerin dünya ekonomisinin dinamosu gibi çalışmaları henüz mümkün değil.
Bugüne dek üzerinde anlaşmaya varılan yegane konu finansal regülasyonların temel zafiyet alanı olduğu idi. Ancak finans sisteminin önümüzdeki dönemde nasıl bir işlev yükleneceği meselesi, geçmiş yanlışların sürüp sürmeyeceği sorusu önümüzde duruyor.
Özellikle bizim gibi ülkeleri yakından ilgilendiren, yükselen korumacılık eğilimleri, piyasa ekonomisinde piyasa ile düzenleyici kurumlar ve devlet arasındaki dengenin hangi noktada kurulacağı 2010 yılı içerisinde en çok tartışacağımız konu olacaktır.
Tüm dünyanın üzerinde düşünmek zorunda olduğu bu ve benzeri konuların bir de yeni kurumsal çerçeveye oturtulması gerekiyor. Daha doğru deyişle eskiden beri bildiğimiz kurumların yeni işlevler yüklenmesi söz konusu.
Üyesi olduğumuz G-20’nin kurumsal yapısının güçlenmesi, küresel ekonomiyle ilgili kararların bu çerçevede alınması kanımızca yararlı bir gelişme olacaktır. IMF önümüzdeki dönemde de belki de bu yapının genel sekreterliği gibi çalışacaktır.
Dünya Bankası farklı bir bölgesel kalkınma anlayışının derinleşmesi için daha geniş bir işbirliği politikasına ihtiyaç duyacaktır. Bu türden kurumsal yeniden yapılanmaların ve bunların işlevlerinin daha iyi anlaşılması gerektiğini düşünüyoruz.
Türk iş dünyası olarak dünya ekonomik iş bölümünde kendimize nasıl bir yer öngörüyoruz, bu yere ulaşabilmek için devlet ile iş dünyası arasındaki diyalog hangi zeminde kurulacaktır gibi sorulara cevap arıyoruz.
Ekonomik yapımızı bugünkünden farklı, 21. Yüzyılda Türkiye’yi öne çıkaracak bir niteliğe kavuşturma yükümlülüğümüz var. Bu küresel krizi mikro yapısal sorunların üzerine gitmek için bir fırsata dönüştürmemiz şart görünüyor.
Önümüzdeki dönemde ortalama büyüme hızımızı bugüne kadarki yüzde 4’lük eşikten yukarı çekmek zorundayız. Bunun nasıl yapılacağını tartışmamız gereken bir kavşaktayız.
Büyümenin iç dinamiklerinin rekabet, yatırım ortamı, bölgesel kalkınma, yeni ihraç pazarları gibi boyutları üzerinde özenle, dikkatle, detaylı olarak çalışmamız şart.
Yeni büyüme perspektifimizin makro boyutu üzerinde de daha ciddi fikir teatisinde bulunmalıyız. Tüm bu bahsettiklerim ülkemiz ve çocuklarımıza daha iyi bir gelecek bırakabilmemiz için ihmal edilemeyecek önemde görevlerdir.
Ancak bugünlerde başka huzursuzluklarla meşgulüz. Son haftalarda şiddet olaylarındaki tırmanma hepimizi kaygılandırıyor. Terör eylemleri sonucu yaşamını yitiren vatandaşlarımızın ve askerlerimizin sızısını yüreğimizde hissediyoruz.
Bir siyasi partinin kapatılmasının tedirginliğini yaşıyoruz. Buradaki meselemiz terörle arasına gerekli mesafeyi koyamayan Demokratik Toplum Parti’sinin sicilinden çok, temsil ettiği kitlenin sesinin artık Meclis’te duyulamayacak olmasıdır.
Değerli üyeler,
Türkiye terörle mücadelede çok yol kat etti. Bu uğurda çok yüksek bir ekonomik ve toplumsal maliyet ödedi. Bundan sonra teröre asla taviz vermeden, bunun varoluş koşullarını yok edecek hamleleri yapmalıyız.
Siyasi görüşümüz ne olursa olsun Türkiye’yi bir daha şiddetin kucağına bırakmamak için ortak aklımızı kullanmalıyız. Bu sorunların aşılması için demokrasi ipine sıkı sıkıya sarılmalıyız.
Kamuoyunda bunun gerektirdiği sükûnetin sağlanması, sokak çatışmalarının daha yaygın şiddet olaylarına yol açmaması bizim, Türkiye’nin iş insanları olarak demokrasi zemininde sağlam bir şekilde durmamıza bağlıdır. İşadamı ile, siyasetçisi ile, işlerin toplumsal ahengimizi bozacak mertebeye ulaşmasına göz yummamalıyız.
Türkiye’deki her toplumsal kesim bugün geçmişe göre çok daha gür bir sesle haklarını talep ediyor. Yalnızca etnik köken ya da mezhep farkından kaynaklanan talepler değil bunlar. İşçilerin, memurların, çeşitli toplumsal kesimlerin, hepsinin demokratik beklentileri var.
İyi yönetilen, hukukun üstünlüğüne dayalı, temsilde adaleti sağlayan, özgürlüklerin korunduğu çağdaş bir demokrasiyi mutlaka tesis etmek zorundayız. Bu yalnızca toplumsal huzurumuz açısından değil buna bağlı olarak gelecekteki refahımız açısından da elzemdir.
Dileğimiz ve beklentimiz, Meclis ve siyasi partilerin sokaktaki gerilimi azaltacak, ülkenin üzerine sinen tedirginliği giderecek siyasal mutabakatı oluşturmalarıdır.
Bu bağlamda demokrasimizi güçlendirecek tüm hamlelere birlikte destek vermemiz gerektiğini düşünüyoruz. Bunlar yalnızca çeşitli açılım başlıkları altında dile getirilen konulardan ibaret de değil.
Demokrasi konusu bir bütün olarak değerlendirilmeli, hak ve özgürlük alanları açıldığı gibi, temsilde adaleti bozan seçim yasası, demokratik katılımı körelten siyasi partiler yasası mutlaka değiştirilmelidir.
Sıkıntılı bir yılı geride bırakıp, kolay geçmeyeceği anlaşılan yeni bir yıla başlamak üzereyiz. Ama biz ülke olarak, bugüne dek, çok daha zor koşullarda aklı selimin hakim olduğu çözüm yollarını bulmayı başardık. Aslında bundan sonra da aynı yaratıcılığı göstereceğimize inanıyorum.
İş dünyası olarak önümüzdeki dönemde hem sivil toplum alanındaki çalışmalarımızla, hem de siyaset alanını etkilemeye yönelik uyarılarımızla bu arayışa katkıda bulunmayı sürdüreceğiz.
Aklımıza koyduğumuzu yapma konusunda başarılı olacağımızdan da şüphe etmiyorum.”
BEYSEN: EKONOMİK VE SİYASİ AÇIDAN ZOR BİR YIL GEÇİRDİK
TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Celal Beysel, toplantıda söz alarak görüşlerini şöyle aktardı: “Bugün, TÜRKONFED’in her yıl geleneksel olarak düzenlediği Zirve toplantılarının 5.sinde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Yönetim Kurulumuz adına hepinizi saygı ile selamlarım.
Bu önemli Zirvemizde bize ev sahipliği yapan Silivri SİAD Başkanı Kadir Baran’a ve Yönetim Kuruluna huzurunuzda en içten teşekkürlerimi sunuyorum. Gerçekten çok uğraştılar, çok yoruldular ama sayelerinde biz de bu güzel Zirveyi yaşıyoruz.
2009’da gelişmiş ekonomiler II. Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en ciddi krize girdiler. Küreselleşme, Türkiye’nin de bu krizden diğer ülkeler kadar etkilenmesine yol açtı.
Ekonomik kriz yetmezmiş gibi, siyasi açıdan da zor bir yıl geçirdik. Ekonomik ve siyasi krizlerin bu denli birbirinin içine geçmiş olduğu pek az dönem görülmüştür. Türkiye’nin bu tarihi dönemeci ekonomik ve demokratik anlamda sınıf atlayarak aşması için içte ve dışta önemli adımların atılması gerekiyordu.
Bu bağlamda hükümet, bazı değişim çabalarını başlattı. Üzülerek söylemek gerekir ki bu çabalar henüz yeterince başarılı olamadı. Siyasi açıdan bakılınca çok uzun yıllardan beri sürmekte olan ve binlerce insanımızın canına mal olan, büyük ekonomik kayıplara yol açan Kürt sorununu çözmek için bir açılım süreci başlatıldı. Bu andan itibaren Türkiye’de daha önce tabu olan birçok konu kamuoyunda tartışılmaya, beyinlerdeki sansürlemeler de yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladı. Analitik düşünme becerimiz gelişiyor ümidi doğdu, bende. Sadece bu bile, açılımların kendisi kadar önemli bir adımdır. Demokratikleşme çabaları başarıya ulaşırsa AB’ye üye adayı ülkemizin önünde geniş ufukların açılacağından şüphemiz yoktur.
Toplumsal değişim sürecinin zorluğu, herkes için malumdur. Bu süreçte sadece son bir iki haftada girdiğimiz türbülansın zaten siyasi kutuplaşmalarla gerilmiş olan toplumun moralini iyice bozduğu da açıktır. Ancak bu yaşananları, yepyeni bir anlayışla, birbirini anlayan, birbirinin hak ve hürriyetlerine saygı gösteren insanlardan oluşan bir toplum için yaşanması gereken doğum sancıları olarak görmeliyiz ve ümitsizliğe kapılmamalıyız. DTP’nin kapatılması sonucu çıkan olaylarla birlikte demokratikleşme hedefimize ulaşmak için gerekli adımlar devam edebilecek mi sorusunun yanıtını ise, tabii ki parlamentomuz verecektir. Eğer siyasi partilerimiz 70’lerin sonunda gördüğümüz gerilim sahnelerini ve acılarını bize yeniden yaşatırlarsa, yani tarihten ders almamış iseler, tarih de millet de onları af etmeyecektir, hiç şüphesiz.
Demokratikleşme öyle bir süreçtir ki bir kere başladınız mı artık geri dönüşü olmaz. Ben kendi adıma, tüm sorunlara rağmen bu çabaların devam etmesi gerektiğini savunuyorum. Demokrasi ile temel hak ve özgürlükler, aynı laisizm gibi pazarlığa tabi kavramlar değildirler. Toplumumuzun bu konularda da Atatürk’ün işaret ettiği muasır medeniyetler seviyesine erişeceğine, iç barışın eninde sonunda gerçekleşeceğine gönülden inanıyoruz.
Bu değişim sancısının süresi ve seviyesini, parlamentomuzun becerisi, uzlaşmacı veya kavgacı tavrı tayin edecek, toplum ise değişimin sancısını yasama kurumumuzun bu tercihi çerçevesinde yaşayacaktır. Bu konuda hükümete büyük sorumluluk düşüyor. Ara sıra toplumu geren demeçlerini tekrarlamadan, kimseyi ve hiçbir kurumu hedef göstermeden, demokrasi ve insan hakları ilkelerinden taviz vermeden, mümkün olan en geniş uzlaşma platformunu yakalamak için diyalog çabalarını sürdürmeliler.
Muhalefetin ise ülkenin yarınları hususunda en az hükümet kadar sorumlu olduğunu hiç unutmaması gerekiyor. Bu konuda mecliste bugünlerde gördüğümüz kavga ortamı, içimizi karartıyor, moralimizi bozuyor doğrusu. Vekillerimizin işlerini yaparken kullandıkları usul ve üslubun yanlış olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyorum.
Unutmayın: Mecliste birbirleriyle kavga eden, birbirlerine hakaretler yağdıran vekillerin halka itidal, sağduyu çağrısı yapması hiç de etkili olmuyor.
Tüm partilerimizi oy ve seçim gailelerini bir kenara koyup, demokrasi tarihimiz boyunca bir kez olsun analitik düşünmeye, ortak aklı oluşturmaya, toplumu bölmekten vazgeçmeye davet etmek, TÜRKONFED olarak bizim görevimizdir diye düşünüyorum.
Dış açılımlara gelince... Ermenistan ile sınır sorunları olmadan, geçmişin tünellerinde takılıp kalmadan bugünün değerleri ile istikrarlı ve huzurlu bir ilişki kuran Türkiye’nin dünyadaki konumu da etkilenecektir. Ayrıca bu açılımın her iki ülke ekonomisine de faydası olacağına hiç kuşku yok.
Aynı şekilde Suriye ve Irak gibi komşu ülkelerle ekonomik ilişkilerimizin gelişmesi, kendi coğrafyamızı kavga ve gerilim değil refah ve huzur aracı yapmamıza yol açacak yaklaşımlardır.
Bu güne kadar hiç ilgilenmediğimiz birçok ülke ile aramızda vize mecburiyetinin kalkıyor olmasının getirdiği rahatlamayı, başarılı bir yaklaşım olarak görmekteyiz. Güneydoğu illerimizin son aylardaki ihracat patlaması, bu politikanın başarısını gösteriyor, bizce.
Türkiye, siyaseten böylesi kritik bir dönemeci yaşarken, bir yandan da ekonomik açıdan küresel krizle boğuşuyor. 2001 krizinden sonra ülkemiz makroekonomik istikrarı tesis etmiş, yapısal reformlara başlamış, bankacılık sektörünü yeniden yapılandırmış, enflasyonu aşağı çekmiş ve kamu maliyesinin düzeltilmesinde önemli mesafeler kat etmişti. Bu ortamda Türkiye küresel krizle yapısal olarak zafiyet içinde değil, tam tersine güçlü sayılabileceği bir aşamada karşılaştı. Buna rağmen krizden, güçlü yapımızın ima ettiğinden daha fazla etkilendik. Bunun başlıca nedeni, içeride hakim olan olumsuz psikolojiydi. Geçmişten gelen kriz hatıralarının hafızalarda çok güçlü olduğu Türkiye’de oluşan korku atmosferi, krizin etkilerinin katlanarak yaşanmasına neden oldu.
10 bini aşan üyesi ve hem bölgesel hem de sektörel örgütlenme yapısıyla, Türk iş dünyasının nabzını en iyi tutan kuruluşlardan biri olarak biz, kriz döneminin etkilerini anlamak için bir dizi soru sorduk. Tüm federasyonlardan, kendi bölgelerinin ya da sektörlerinin durumunu anlatmalarını istedik.
Gelen cevaplardan iş dünyasının çok zor bir yılı nefesi kesilmiş bir şekilde bitirdiğini anlayabiliyoruz. Ve yine anlıyoruz ki kısa vadeli borçları olmayan, mali ve kurumsal yapısı tamamlanmış, Pazar ve ürün çeşitliliği yüksek KOBİ’ler krizi daha rahat atlattılar. Satışlarında ihracat payı yüksek şirketler ile kriz öncesinde de mali ya da kurumsal sorunları olan şirketlerse global krizin darbesini ciddi olarak hissetmiş durumdalar. Birkaç örnek, durumu tüm açıklığıyla ortaya koyuyor.
DASİFED diyor ki, uygulanan geçici vergi indirimleri tıkanan piyasalar için bir nebze etkili oldu ama buna rağmen, birçok tesis kapandı. Adana’da bir dönemin efsane tekstil kuruluşları arasında da kapananlar oldu.
Ve sadece tekstil sektöründe 2009’da binlerce kişi işsiz kaldı.
İÇASİFED Ankara’da Ostim ve İvedik OSB’den 50 bin işsizin ortaya çıktığını söylüyor.
Birçok fabrikanın kapasite düşürdüğünü, nakit akışının sıkıntıya girdiğini, en çok inşaat sektörü ve alt yüklenicilerin bu krizden etkilendiğini, mevcut yatırımların durduğunu ve fabrikaların kapandığını söylüyor.
DOGÜNSİFED, yeni teşvik yasasının krizi hafifletecek sonuçlar vermediğinden yakınıyor.
Öte yandan MAKSİFED tekstil ve otomotivin sıkıntıları nedeniyle büyük darbe aldığını belirtirken, Türkiye Seramik Federasyonu, 2008 ve 2009 yılları toplamında %25’den az olmamak üzere bir kayıp söz konusu diyor. Bunlar mevcut resmin olumsuzluğunu anlatan bir kaç örnek sadece. 2010’un zor olacağı birçoğumuzun ortak düşüncesi ama tüm krizler olduğu gibi, bu kriz de kendi fırsatlarını üretiyor. Bakın kriz sonrası için neler demiş bazı federasyonlarımız:
DOGÜNSİFED: Dinamik ve genç bir nüfus yapısına sahip olan ve hızlı büyüyen bir pazar olma niteliği taşıyan bölgemiz, ucuz ve kalifiye işgücü, üretime elverişli toprak, iklim koşulları ve kaliteli tarımsal üretim, Ortadoğu ve Asya pazarına yakınlık gibi avantajlar sunmaktadır. Dolayısı ile kriz sonrası dönemden beklentilerimiz yüksek düzeydedir.
MAKSİFED: 2010 ve sonraki yıllarda hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Yeni bir dünya düzeni geliyor. Bu düzen olumlu tarafından bakınca fırsatlarıyla birlikte gelecektir, kullanmak için hazırlık yapmalıyız.
OKASİFED: Krizden ders alan, alabilecek potansiyeli olanlar geleceğe ümitle bakabilirler.
Türkiye’nin en büyük şansı, hemen tüm sektörlerde yaşanan krizlere rağmen, hala büyümeye ve gelişmeye devam eden öncü ve lider özel sektör kuruluşlarının olmasıdır.
Gelen yanıtları toplu olarak okuduğumda ben şahsen gelecekten korkmak yerine iyimser olmak gerektiğini düşündüm. Her kriz gibi bu kriz de bitecek, bitiyor. Olumlu sinyallerin yarattığı iyimserlik havasının ekonominin tüm aktörleri tarafından doğru okunması ve yönetilmesi gerekiyor. Ancak yarının dünyasına bugünden hazırlanmaya başlamak lazım.
Yarının dünyasında bizi bekleyen en büyük zorluk işsizliktir, vasıfsız insan kalabalığıdır. Ülkenin siyasi dengeleri açısından da hassas bir dönemden geçmekte olduğunu dikkate aldığımızda işsizlik ve mesleki eğitim sorununu hafifletecek önlemlerin ivedilikle alınması gerektiği açıktır.
Kriz sonrası ortam çeşitli zorlukları barındırdığı kadar fırsatları da beraberinde getiriyor. Krizle birlikte cari işlemler açığı azalmış, enflasyondaki düşüş hızlanmış ve reel faiz oranları tarihte görülmedik kadar düşük seviyelere gerilemiştir. TL’deki aşırı değerlenmenin de azalmış olması, şirketlerin ihracat pazarlarındaki rekabet edebilirliğini destekleyici bir gelişme olmuştur. Bu kazanımlar her ne kadar düşen talebin sonucu olarak ortaya çıkmışsa da, yaşanan olumsuzlukların önümüzdeki dönemde telafi edilebilmesine de zemin hazırlamıştır.
Ancak bu iyileşmelerin kendiliğinden kalıcı olması beklenemez. Gelinen seviyeyi kalıcı kılmanın ilk koşulu, üretim yapısında gerekli dönüşümün sağlanmasıdır. Bu dönüşüm iş dünyası açısından kısaca, taklitçi üretim tarzından inovatif üretim tarzına geçiş olarak tarif edilebilir. Burada Ar-Ge ve inovasyonda, Üniversite Sanayi işbirliğinde yeterli becerileri geliştirememiş olduğumuzun altını çizmek isterim. Özellikle KOBİ’lerin, bizlerin bu konuda yapması gereken çok ev ödevi var.
Siyasetçilerin atmaları gereken adımlar açısından ise ekonominin yapısal zafiyetlerini ortadan kaldırmayı amaçlayan reformların hayata geçirilmesidir. Ancak yapısal reformların yavaş ilerlediği, örneğin yeni Ticaret Kanunu’nun çıkması konusunda hala ayak süründüğü ortadadır.
Bir reform da vergi sistemimizde yapılması gerektiği, bu sistemin siyasi müdahalelere izin vermeyecek bir konuma getirilmesinin şart olduğu açıktır. Doğru ya da yanlış, maliyenin, siyasi gailelerden kaynaklanan uygulamalar yaptığı dedikodusu bile girişimcinin kayıt içine girme iştahını kesmektedir. Teşbihte hata olmaz: Maliyenin sadece kafesteki kazların tüylerini, hem de öldüresiye yolmaktan vazgeçmesi gerekmektedir.
Ekonomide reform sürecinin daha uzun zaman alacağından endişe ediyoruz. Reformları yapacak olan, siyasi iradedir. Eğer yapısal sorunların çözümlenmesi iradesi siyasilerce ortaya konmazsa özel sektörün çabaları, Türkiye’de gerekli üretim dönüşümünün sağlanmasına yetmeyecektir.
TÜRKONFED olarak KOBİ’lerin sorunlarına çözüm aramak için başlattığımız çalışmalara bu yıl bir yenisini ekledik. Bildiğiniz gibi, Özyeğin Üniversitesi ile Nisan ayında “KOBİ’lerde Kurumsal Yapının Güçlendirilmesi ve Kapasitenin Artırılması” ana başlığı altındaki bir işbirliği başlattık. Beş yıllık bir dönemi kapsaması beklenen ve sürdürülebilir özellikler taşımak üzere planlanan projeye YENİKOBİ adını verdik. 2009 yılı için seçtiğimiz tema “KOBİ’lerde Finansmana Erişim Sorunları ve Çözüm Önerileri” oldu. Projemizi anlatmak ve katılımı sağlamak için çok sayıda kenti dolaştık. Sizlerle birebir ilişki içine girdik. Paneller ve Yuvarlak masa toplantıları düzenledik. Bu toplantılara gösterilen ilgili gerçekten çok iyiydi. Bunun için herkese teşekkür ederim. Ne var ki, projenin Şirket Aynası denilen bölümü için internet üzerinde şirketinizle ilgili temel verileri vermenizi beklediğimiz bölüme katılım çok yetersizdi. Bunun ilk nedeninin, derneklerin konuyu üyelerimize iletmekteki zaafı olduğunu, dün yaptığım görüşmelerde anladım. Bir diğer neden de sanırım hala iş yapma biçimimizdeki kurumsallaşma eksikliğimizdir. Kurumsallaşamamış şirketler için bu bilgileri bilgisayara geçmek kolay değil. Ama o zaman, tam da bu konuda bizim amaçladığımız desteği alamamış oluyor. Yumurta tavuk meselesi bir bakıma.
Hedefimiz, bu çalışmayı 2010 yılında daha etkin bir şekilde yaparak sizlere daha iyi hizmet edebilmek, KOBİ’lerin iş geliştirme becerisine katkıda bulunabilmektir. Bu konudaki ilginize ihtiyacımız var. Bir yıldır Özyeğin Üniversitesi ile birlikte gerçekleştirdiğimiz meşakkatli çalışma sonucunda oluşturulan raporu sizlere burada dağıtıyoruz. Özyeğin Üniversitesi Girişimcilik Merkezi Direktörü Prof. Ali Beba bu raporu ve KOBİ’lerde Finansmana erişim konusundaki çözüm önerilerimizi sizlere birazdan sunacak. Sayın Beba’ya, Özyeğin Üniversitesi Rektörü Sayın Erhan Erkut’a ve projede görev almış olan diğer hocalarımıza teşekkürü borç bilirim.
5. Yılımızı kutluyor olmamız nedeniyle konuşmamı, geçirdiğimiz 5 yıla kısaca değindikten sonra bitirmek istiyorum. Hatasız kul olmaz. Ancak geçtiğimiz 5 yılın bir analizini yapınca görüyoruz ki bu süre içinde TÜRKONFED olarak çağdaş medeniyet yanlısı, tarafsız, analitik düşünen, demokratik, temel insan haklarına saygılı, serbest piyasa ekonomisini savunan, AB’ye girme yolundaki çabalara destek olan laik duruşumuzdan hiç taviz vermedik.
Bu bağlamda bazen Anayasanın değiştirilmesi yönünde fikir ileri sürdük, cımbızla seçilen maddelerin değiştirilmesinin yanlışlarını dile getirdik. Suçun kişiselliği ilkesini göz ardı ederek parti kapatılmasına imkan veren kanunlarımızı tenkit ettik. Bazen kadın girişimcilerin sorununu ele aldık. Hiç kimsenin gündeminde değilken, meslek eğitimine el attık. Hayat Boyu Öğrenimin önemini vurguladık. Meslek Liselerinin önündeki katsayı engelinin kaldırılmasını, bu konunun çözülmesi önünde Çin Seddi gibi duran imam hatip liselerinin meslek lisesi statüsünden çıkartılmasını savunduk.
Burada bir konuya açıklık getirmek ve bazı bilgi eksikliklerini gidermek istiyorum. TÜRKONFED olarak yıllardır mesleki eğitim konusunda çalışmalar yapıyor, konuyu öğreniyor, bu konuda fikir üretme becerimizi geliştiriyoruz.
Gördüğümüz gerçeği bilmeyenleriniz olabilir: Bu gün imam hatip liseleri, genel liselerle eşdeğer bir eğitim vermektedir. Tek farkları, din eğitiminin ağırlaştırılmış olmasıdır. Bu bizim tercihimiz değildir, yıllar içinde konu buraya gelmiştir. Bu gün ülke, imam hatip yanlıları ve karşıtları olarak ikiye bölünmüş durumdadır. Bu konunun kavgası, imam hatipleri meslek lisesi kabul eden bir Hülle usulü ile yapılmaktadır. Açıkça tartışılmayan bu konu, sonunda gençlerimize, sanayimize zarar vermektedir ancak kavga eden tarafların umurunda değildir bu durum. Oysa sanayici ve işadamı olarak bizim umurumuzdadır, doğrularımızı ifade etmeye devam edeceğiz. İmam Hatip Liseleri, derhal meslek eğitim lisesi statüsünden çıkartılmalıdır.
Hangi statüye gireceği hususunda şahsen, veli olarak düşüncemiz vardır, elbette.
TÜRKONFED olarak statü konusunda ortak bir beyan geliştirmek, bizim işimiz değildir. Konuyu analitik olarak incelemeyenlerin, yanlışlarla dolu beyanlarına yanıt vermeye gerek görmüyorum.
TÜRKONFED’in son beş yılda yaptıklarına devam edecek olursam: Kalkınma Ajansları kanunundaki hataları dile getirdik… OSB kanununda yapılan haksız değişimlere parmak bastık… İstihdam Paketinin açıklanma sürecinde, DPT Müsteşarı, MEB Müsteşarı, İŞKUR Genel Müdürü ve Mesleki Yeterlilikler Kurumu Başkanı ile yapılan Danimarka Flexecurity inceleme gezisine katılan tek İş dünyası temsilcisi bizdik. Çıkan Aktif İş gücü programının, hepsi olmasa da birçok noktada bizim yaklaşımlarımızla örtüştüğünü söylemeye hakkımız var. Sanayi Daimi İhtisas Komisyonunun icra kurulu üyesi olarak düşüncelerimizi bürokratlara aktardık. Ulusal İnovasyon Girişimi üyesi olarak inovasyon konusunun önemini vurguladık. TÜBİTAK İŞBAP projelerinde, Bölgesel İnovasyon Merkezleri çerçevesinde yerimizi aldık.
Burada saymakla vaktinizi almayacağım pek çok toplumsal gelişim projesine destek olduk.
Siyasiler, bürokratlar birçok konuda düşüncelerimizi, katkılarımızı referans aldılar, almaya da devam ediyorlar. Birçok ortak akıl oluşturma toplantısının sürekli davetlisi olduk. Pazar günü yine istihdam konusunda Antalya’da yapılacak bir toplantıya katılacağız. Bu gün geriye bakınca, kurulduğumuzdan beri siz değerli üyelerimizin katkısı ve desteği ile dile getirdiğimiz tüm konularda tarafsız bir bakış ile doğrularımızı savunduğumuzu görüyoruz. Bağımsız ve gönüllü bir örgüt olarak, profesyonel kadromuz ile birlikte kıt maddi, ancak bol manevi güç ile elimizden geleni yapıyor olmanın gururunu yaşıyoruz.
Yaptıklarımız yeterli mi? Tabii ki eksiklerimiz var, tabii ki daha iyi olabiliriz. Desteğinizi yanımızda hissettiğimiz sürece daha iyi olabilmek için çabalarımızın süreceğinden emin olunuz. Bu arada, bizden üç yıldır desteğini esirgemeyen, her Zirvemize katılan ve bayrağı 2010 başında bir başka iş insanına devredeceğini açıklamış olan TÜSİAD Başkanımız Sayın Arzuhan Doğan Yalçındağ’a huzurlarınızda ve hepiniz adına teşekkür etmeyi bir borç bilirim.
Sağ olsunlar, varolsunlar.
Bayrağı devretme konusunda: Darısı başıma.
Zirvemize katıldığınız ve ayrıca beşinci yıldönümümüzde bizlerle birlikte olup, gururumuzu paylaştığınız için sizlere çok teşekkür eder, saygılarımı sunarım.”
Zirvede TÜRKONFED Yönetim Kurulu Zirve Bildirisi’nin okunmasından sonra Akbank Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı bir konuşma yaptı. KOBİ’lerde Finansman Erişim Raporu Sunumunu Üzyeğin Üniversitesi Girişimcilik Merkezi Akademik Direktörü Prof.Dr. Ali Beba yaptı. Federasyon Başkanlarının ekonomi ve siyasi gündem ile ilgili görüş paylaşımının ardından zirve sona erdi.
Zirve sonunda katılımcılar, konuşmacılar ve etkinliğe eshapiliği yapanlar teşekkürler onurlandırıldı.
